Vibe Coding ve Fikri Mülkiyet İlişkisi

Vibe Coding ve Fikri Mülkiyet İlişkisi

Vibe coding terimi, ilk defa OpenAI’ın kurucu ortağı Andrej Karpathy tarafından kullanılan bir kavramdır. Yani bu kavram yapay zeka ile hayatımıza giren bir kavramdır. Bu kullanım sonrası kelimenin popülerliği o kadar artmıştır ki İngiltere merkezli Collins sözlüğü tarafından 2025 yılının kelimesi olarak seçilmiştir. Hayatımıza bu denli yeni giren bu kavramın içeriğinin hukuki etkileri de yeni yeni değerlendirilebilen güncel bir konudur. Bu yazıda “vibe coding” kavramı ve bu şekilde yazılan yazılımların Türk Hukuku’nun mevcut düzenlemeleri karşısındaki koruması ele alınacaktır. Yazının sonucunda vibe coding ile ortaya çıkarılan yazılımların gerekli korumaya sahip olması için mevzuat değişikliği önerilmektedir.

Vibe Coding Nedir? 

Yapay zeka destekli kod üretimi, kısa adıyla “vibe coding”, yazılım geliştirme pratiğinde köklü bir dönüşüme işaret etmektedir. Geliştiricinin doğal dilde verdiği talimatlar üzerinden kod üreten bu yöntem, teknoloji şirketleri tarafından verimlilik artışı olarak sunulsa da, hukuki açıdan üzerinde durulması gereken önemli bir soruyu beraberinde getirmektedir: Bu yöntemle üretilen yazılımlar, Türk hukuku bakımından fikri mülkiyet korumasından ne ölçüde yararlanabilir?

Yazılımlar Türk hukukunda Nasıl Korunur?

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) uyarınca bir ürünün eser olarak korunabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması, bir gerçek kişi tarafından fikri bir çaba ile ortaya konulması ve kanunda sayılan eser kategorilerinden birine girmesi gerekmektedir. Yazılımlar, kanunumuzda “İlim ve Edebiyat Eserleri” kategorisinde korunmaktadır.

Vibe Coding ile Üretilen Yazılım Koruma Altında mıdır?

Vibe coding yöntemiyle üretilen kod parçalarında FSEK’in aradığı şartlardan “hususiyet” unsuru büyük ölçüde tartışmalıdır. Zira yapay zeka modelleri, eğitim verileri içerisinden istatistiksel olarak en uygun çıktıyı üretmekte olup, bu süreçte klasik anlamda bir insan yaratıcılığından söz etmek güçtür.

Bu çerçevede, bir yazılımın kod tabanı ne ölçüde vibe coding ile üretilmişse, o ölçüde daha az fikri mülkiyet koruması söz konusu olmaktadır. Yazılımcının koruyabileceği unsur, esasen kod parçalarının seçilme ve düzenlenme biçimi, yazılım mimarisi ve arayüz tasarımıdır; bu da öğretide “Selection and Arrangement”, Türk hukukunda ise “derleme” olarak adlandırılan dar kapsamlı bir korumaya (thin copyright) işaret etmektedir. Bu koruma, kodun temsil ettiği işlevi veya algoritmayı değil, yalnızca onun diziliş biçimini kapsamaktadır.

Mevcut FSEK metni üzerinden yapılacak zorlama yorumlarla bu belirsizliğin aşılması mümkün görünmemektedir. Kanunun insan iradesine dayalı eser sahipliği anlayışı ile vibe coding gibi hibrit üretim modelleri arasındaki uyumsuzluk, ancak doğrudan bir mevzuat düzenlemesiyle giderilebilir.

Mevzuat Değişikliği Önerisi ve Gerekçesi

Bu doğrultuda atılması gereken ilk adım, FSEK kapsamında insan iradesinin baskın olduğu, ancak teknik icranın algoritmalara devredildiği bu hibrit üretim biçimleri için “Yapay Zeka Destekli Üretim” kavramının kanuni bir tanıma kavuşturulmasıdır. Bu tanım yapılmadıkça, mahkemelerin ve uygulayıcıların önündeki belirsizlik sektörel ölçekte varlığını sürdürecektir.

Kanaatimce en isabetli çözüm, FSEK’in “Derleme Eserler” başlığı altına, yapay zeka çıktılarını da kapsayan yeni bir eser türünün eklenmesidir. Bu modelde kod parçalarının kendisi telif korumasının dışında kalabilir; ancak bu parçaları bir araya getiren “insan iradesi ve tasarım mimarisi”, ayrı ve müstakil bir korumaya konu edilebilir.

Bu öneri, hukukumuzda köksüz bir yenilik de değildir. FSEK’in “İşlemeler ve Derlemeler” başlıklı 6. maddesi, “belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları”nı koruma kapsamına almaktadır. Bu düzenleme, ham verinin kendisini değil, o veriyi seçen ve düzenleyen insan emeğini koruma altına alan bir model sunmaktadır. Aynı yaklaşım, gerekli uyarlamalarla yapay zeka destekli üretilen yazılımlara da uygulanabilir.

Ancak bu yeni derleme kategorisinin, klasik fikir ve sanat eserleriyle aynı kapsamda korunmaması; veri tabanı örneğinde olduğu üzere, koruma süresi ve koruma kapsamı bakımından bilinçli olarak daha sınırlı tutulması hakkaniyet açısından daha uygun olacaktır. Bunun gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:

a) Koruma Süresi

Türk hukukunda klasik bir eserin koruma süresi, eser sahibinin ömrü boyunca ve ölümünden itibaren 70 yıl gibi uzun bir dönemi kapsamaktadır. Saniyeler içerisinde, sınırlı bir insan emeğiyle üretilen bir vibe coding çıktısına bu denli uzun bir koruma tanınması, fikri mülkiyet hukukundaki hak-emek dengesini bozacaktır. Teknolojinin hızlı tüketim ve yenilenme döngüsüne uygun olarak, veri tabanlarının korunmasında benimsenen modele paralel şekilde, yapay zeka destekli üretimler için 10 veya 15 yıl gibi daha kısa ve rasyonel bir koruma süresi öngörülmesi isabetli olacaktır.

b) Koruma Kapsamı

Veri tabanı korumasının ham veriyi değil, yalnızca verinin seçilip düzenlenmesine ilişkin emeği koruması gibi, önerilen derleme eser modelinde de koruma, yazılımın “dış kabuğu” ile sınırlı tutulmalıdır; yani kod parçalarının diziliş biçimi, yazılım mimarisi ve arayüz tasarım kararları korunurken, kodun temsil ettiği işlev veya algoritma koruma kapsamı dışında bırakılmalıdır. Bu sınırlama, bir yandan yatırımın ve teknik emeğin belirli ölçüde korunmasını sağlarken, diğer yandan aynı işlevi gören ama genel anlamıyla farklı yazılımların geliştirilmesini engelleyecek bir tekelleşmenin önüne geçecektir.

Sonuç

Sui generis nitelikte, veri tabanı korumasından esinlenen ve süre ile kapsam açısından klasik eserlere kıyasla daha dar bir koruma rejimi öngören bu model, hem şirketlerin vibe coding yöntemiyle geliştirdiği yazılımlar üzerindeki yatırımını belirli bir güvenceye kavuşturacak hem de FSEK’in insan yaratıcılığı temelli sistematiğini zorlamadan yapay zeka çağının gerçekliğine uyum sağlayacaktır. Türk hukuku bakımından bu yöndeki bir mevzuat çalışmasının, sektördeki mülkiyet belirsizliğinin giderilmesi açısından öncelikli bir gündem maddesi olması gerektiği düşüncesindeyim.

Author: Av. Yelda Yılmaz